Sosyal Medya

Twitter Facebook

Sosyal Medyada Paylaş

Annemin Sofrası Herkese Açktı

“Bizim ev, yolun kenarındaydı. Eğer o gün evde ekmek pişiriyorsa yoldan geçen herkese ikram ederdi. Sofrası hep açıktı."

Oktay Usta ve Kemal Gülen

İşte, reyting rekorları kıran,
kitapları çok satan ve
yüzbinlerce tiraj kazandıran
Türkiye'nin en ünlü aşçısının
ilginç hikâyesi.
Kendisinin ve başkalarının dilinden...

   
Annemin Sofrası Herkese Açıktı
 

Aymelek Ailesi’nin yaşadığı tüm bu zorluklar köydeki hemen her aile için geçerlidir aslında. Çünkü orası gurbetçiliğin en çok hüküm sürdüğü topraklardan biridir o zamanlar. Genelde erkekler büyük şehirlere çalışmaya gider, hanımlar ise çocukları büyütüp toprağa, hayvanlara sahip çıkar.

Herkesin alın yazısı aynı yazılmış gibidir Kadılar köyünde… Fatıma Hanım, herkesin çok sevdiği, saydığı bir insandır. “Annem mükemmel bir insandı.” sözleriyle anlatıyor Oktay Usta; “Bizim ev, yolun kenarındaydı. Eğer o gün evde ekmek pişiriyorsa yoldan geçen herkese ikram ederdi.

Sofrası hep açıktı. Yemek saati olsun olmasın, kim gelirse yemek yedirmeden göndermezdi. Çok sevilip sayılırdı. Zor şartlarda büyüdük. Annem zorlukları kolaylığa çevirmek için elinden ne gelirse yapardı.” Fatıma Hanım, Bilal Usta’nın yokluğunu çocuklarına hissettirmemeye çalışsa da Oktay Usta babasına her zaman ihtiyaç duyduğunu anlatıyor şimdi: “Ama isteklerimin imkânlar dâhilinde olması gerektiğini öğrenmiştim. Babamın yanımızda olmaması çok kötü bir durumdu.

İnsan baba şefkatini de istiyor, çok özlüyor. Şöyle baba-oğul bir zaman geçirmek nasip olmadı. Hep babamın yanında olayım, varlığını hissedeyim istedim. Yetişme çağlarında yanımda olmaması çok üzücüydü.” Oktay Usta’nın ilkokuldan mezun olduğu yıllarda evdeki ablaları evlenir, ağabeyleri de tıpkı babaları gibi çalışmak için gurbete gider.

Aymelek Ailesi’nin çatısı altında sadece Fatıma Hanım ve evin küçük oğlu Oktay kalır. Artık annesine hemen her işte yardımcı olur, hatta komşuları da kıramaz, onların hayvanlarını da otlatmaya götürür. Bahçeydi, hayvanlardı derken 3 yıl geçer ve yaş olur on beş. ‘Gurbet Köyü’nde o zamanlar bir genç biraz serpilip büyüyünce “Artık gurbette çalışma vaktin geldi” dendiği için küçük Oktay da amcası Sabri Usta’yla taşı toprağı altın denilen İstanbul’un yolunu tutar.

Hâlbuki Genç Oktay imkansızlığın kol gezdiği köylerinden geçen kamyonlara bakarak kendisinin de bir gün şoför olacağını, çok uzaklara gideceğini hayal edermiş hep. Fakat “dede ve baba mesleği olan aşçılık ağır basmış” desek de inanmayın; çünkü ona seçme şansı verilmemiş. Baba yarısı Sabri Usta, “Oğlum artık senin aşçılığa başlama vaktin geldi. Hazırlan bakalım.” demiş.

Tabii emir büyük yerden gelince genç Oktay’ın aklına ne hayalleri gelmiş ne de aşçı olmayı isteyip istemediği… Mengen, Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış aşçılarıyla ünlü bir yer. Maharetli Mengenlileri aşçı yapmaya sevk eden mantık ise şu: “Aşçı ol. Hem karnın tok kalır, hem de cebinde paran olur.” Oktay Usta da bu mantık üzerine evini, anasını bırakıp Nisan 1983’te yeni bir hayata adım atar. Sabri Usta ile Erenköy’deki ünlü bir restoranda çalışmaya başlar.

Onun yazgısı da diğer ‘gurbetçiler’inki gibidir. Artık onun yeni evi restorandaki küçük bir odadır, yatağı ise birbiri ardına dizilmiş ranzalardan biri. Henüz 15’indeki ‘tıfıl’ delikanlıya yaşadığı ortam da, çalışma arkadaşları da garip gelir, hatta “Ben neredeyim Allah’ım” diye zaman zaman durup düşünür. İstanbul’a da gurbete de alışmak zordur.

Amcası yanında olsa da kendini ‘yalnız’ hisseder: “Çocuk yaşta aileden ayrılmak bambaşka bir şey. Hatta feci bir şey! Kimse hazır olup olmadığımı sormadı. Gurbet acısı bambaşka. İnsanın gönlünü dağlar. Anamı, büyüdüğüm yeri çok özlüyordum. Sanki İstanbul’da yaşamıyor gibiydim. Aklım, gönlüm hep bahçelerde, tarlalardaydı.” Şimdilerde Oktay Usta’nın bu kadar güzel yemekler yaptığına bakmayın!.. Meğer İstanbul’a ayak basana kadar mutfakla uzaktan yakından alakası yokmuş.

Köyde 15’ine kadar kümesten yumurta toplayan, gerektiğinde inek sağan biriyken İstanbul’da hazır sütleri, kesilmiş tavukları görmüş. İlk zamanlarda önüne getirilen bir çuval patates gözünde büyümüş, daha bıçak tutmayı bile bilmezken ustalarının “İnce soy, kalın soyma” ikazlarını duymaya başlamış. Fakat soy soy, ne soğanlar bitermiş ne de patatesler...

Acemi çırak, bıçak tutmaktan elinin bir kısmını hissedemez olur, soğanlar bütün gün ağlatır onu. Arada sıkılıp “Ben nereden başladım bu işe!” dese de sabretmesini bilir. ‘Yemeklerin dünyası’na girmek öyle sanıldığı kadar kolay değildir. Çırakların tek görevi patates soğan soymak ve mutfağın temizliğiyle ilgilenmektir. Mutfak bezlerini ve ustaların önlüklerini yıkamak da çırak Oktay’a düşer.

Üstelik o zamanlar otomatik çamaşır makineleri de yoktur! Günde 15-18 saat çalıştığı için zaman su gibi akıp geçer… Oktay Aymelek, yaşadığı tüm olumsuzlukları zamanla unuttuğunu söylüyor.İstanbul’daki ilk günlerini patates-soğan soymakla geçiren Oktay Usta, amcasıyla birlikte Ümit Besen, Kamuran Akkor gibi dönemin ünlü isimlerinin sahne aldığı Şişli’deki bir restoranda çalışmaya başlar.

Lakin burada da çok rahat değildir. Çünkü mutfak kalorifer kazanının hemen yanında, hem de yerin beş kat altındadır. Malzeme gelen günler ise kâbus gibidir. Çünkü bir kamyon yiyeceği beş kat aşağı indirmek yine çiçeği burnundaki çıraklara düşer.

Aymelek, orada 6 ay kadar çalışır, sabrı taşmak üzereyken babasını arar: “Burada perişan oluyorum, artık çalışmak istemiyorum.” Bilal Usta da emeklilik sonrası o yaz İzmir’de bir otele gideceğini, isterse kendisinin de gelebileceğini söyler. Oktay Usta babasıyla çalışmak için can atar, teklifi kabul eder.

Devamı için Lütfen Tıklayınız; Havanda Un Dövülür mü?

oktay usta, oktay usta kimdir, oktay usta yemek tarifleri, oktay usta yemekleri, oktay usta ailesi, oktay usta yeşil elma, oktay usta resimleri, yemek resimleri, yemek videolari, yemek oyunlari, yemek, siteleri, kurabiyeler, kurabiye tarifleri dondurmalar, tatlilar, yemekler, oktay_usta_yemek_tarifleri, oktay_usta_kimdir, oktay_ustanin_hayat_hikayesi



Etiketler

Sosyal Medyada Paylaş

Ana Sayfa Yemek Tarifleri Masaüstü Versiyon